Arşiv 
MİKROP AMAN HELE HELE ŞU BETA DENİLEN MİKROP KORKUSUNA DEYİNELİM İSTEDİM


Öncelikle parazit tarzı mikropları dışlarsak günlük hayatımızda karşılaşılan enfeksiyonlara en sık yol açan 3 tip mikroorganizma vardır: Virüsler, bakteriler ve mantarlar. Bunların hepsiyle olan hafif enfeksiyonları kimi zaman bağışıklık sistemimiz bile yenebilir. Bağışıklık sistemimizin zorlandığı durumlarda bunlardan bakterilerle olan enfeksiyonları tedavi için etkene duyarlı olan antibiyotikleri seçerek kullanılırız. Mantarlar için antifungal denilen mantar ilaçları veee virütik enfeksiyonlarda ise hastaneye yatmayı gerektirecek hepatit B, C gibi ağır sistemik bir enfeksiyon değilse (bu durum için az sayıda antiviral denilen yan etkileri ağır olan ilaçlar vardır) yapılacak şey destek tedavisi yapıp sakince beklemektir.

"BETA MİKROBU" DİYE bilinen mikrop ise; A Grubu BETA-HEMOLİTİK STREPTOKOK adında bir bakteridir.
KIZAMIK, SU ÇİÇEĞİ VEYA KABAKULAK hastalıklarını yapan virüsler gibi şiddetli bulaşıcı değildir!!! Yanından geçen veya yakınında bulunmuş karşılaşmış olan kişiye hemen bulaşmaz. Hele hele virüslerde olduğu gibi hasta ile aynı odada nefes alıp vermeyle asla bulaşmaz.
BULAŞMASI; diğer tüm bakteri enfeksiyonlarında olduğu gibi çok yakın temasla (aynı çatal kaşık, aynı bardak veya ortak ısırılarak yenen yiyecekler vs...) tükürük ve salya ile ağız yolundan olur.


Yol açtığı enfeksiyonlardan en sık görüleni çocuğu olan her ailenin mutlaka yaşadığı
TONSİLİT (bademcik iltihabı veya enfeksiyonu)
,
FARENJİT (geniz enfeksiyonu)
,
OTİTİS MEDİA
(orta kulak enfeksiyonu),
RİNİT (sarı-yeşil irinli burun akıntısı yapan burun enfeksiyonu) gibi hastalıklardır. Bu hastalıkları bu mikrop dışında yapabilen bilinen ve bilinmeyen yüzlerce bakteri ve virüs mevcuttur.
Daha AZ SIKLIKTA gördüklerimiz ise KIZIL ve LENFADENİT (lenf bezinin enfeksiyonu)

KIZIL ise önce boğazda yerleşip hastalık yapan beta streptokok bakterisinin, ürettiği toksinlere karşı bağışıklık sistemimizin antibakteriyel ve antitoksin sağlayan bölümünün yetersiz savaşımı sonucu ortaya çıkan deri reaksiyonuyla belirginleşen hastalığa verilen isimdir.

Bu mikrobun yaptığı hastalıkta tam ve doğru TANI KONULUP, TEDAVİ düzgün doz veya sürede yapılmazsa kimi zaman takip eden enfeksiyonlar dediğimiz;

AKUT ROMATİZMAL ATEŞ (eklem veya Kalp kapakçığı Romatizması diye de bilinir),
NEFRİT (Böbrek dokusu ve idrar yolları enfeksiyonu),
SİNÜZİT (en erken sinüzit 3-4 yaş sonrasında görülmeye başlar daha önceki yaşlarda burun yanında sinüs denilen boşlukların içi kapalıdır, hastalık oluşmaz!!!!!!) ve
PNÖMONİ (akciğer enfeksiyonu veya zatürre) gibi daha nadir karşılaştığımız hasatalıklardır.
Sanırım bu en son bilgi nedeniyle aileler bir anlamsız korkuya kapılmaktadırlar. Çoğu ebeveyne boğaz kültürü sonucu beta streptokok üremiş dediğimde sanki geçmeyecek süründürecek bir mikroptan bahsetmişim gibi ağlamaklı tepki almaktayım. Oysa bu hastalıkları aynı sıklıkta başka pek çok mikrop da yapabilmektedir ve bu hastalıkların çok çok geç kalınmadığı sürece kesin tedavisi her zaman için mevcuttur.


TANISI; hastalık nerede ise oranın kültürü (boğaz kült., burun kült., idrar kült., vs. ile konulur. Bir diğer önemli konu da boğaz kültüründe beta streptokok bulunan kişi aynı zamanda hasta değilse; mutlaka tedavi gerektirir anlamına gelmez, !!!!!!!!! Şöyle ki;
Bu mikrop; kişide ateşe yol açmıyor, boğazda genizde veya bademciklerde kızarıklık şişkinlik, ağrı yapmıyor, burunda koyu yeşil -sarı akıntı ateşle beraber olmuyor yani mikrop kişi de hastalık oluşturmayıp sadece taşıyıcı durumunda bulunuyorsa tedavi edilmesi bünyeye yarardan çok, gereksiz antibiyotik kullanımına bağlı zararlarla bizi karşı karşıya bırakacaktır.
Kişide ateş, halsizlik vs. gibi hastalık belirtileri olması, bu esnada kan tahlilleri sonucunda, bakteriyle savaşmakta yetersiz kalan bağışıklık sisteminin tespit edilmesi tedaviyi gerekli kılar.

TEDAVİSİ minimal 10 gün olmak üzere 10-14 gün arası penisilin veya penisilin grubu antibiyotiklerle yapılması en uygun olanıdır.üstelik bu mikrobun penisiline direnç geliştirmesi yok denecek seviyededir.

ANNE-BABA larca bir kez daha bilinmesi ve asla unutulmamasını istediğim en önemli şey şudur: pek çok virüsün de yaptığı gibi ateş boğaz ağrısı, boğaz veya geniz kızarıklığı, lenf bezlerinde şişme, bulantı, halsizlik, nezle gibi şikayetler olması durumunda bazı basit kan tahlilleri (CRP, tam kan sayımı, (formül lökosit) gerekiyorsa ASO ve sedimantasyon vs.) yapılarak enfeksiyonun etken cinsinin belirlenmesi mümkünken, bunu yaptırmaksızın kafadan antibiyotik kullanımınından vazgeçmeliyiz. Zira verilen her antibiyotik, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan normal flora dediğimiz bize yararlı olan bakterileri de öldürmekte ve vücudumuza bir miktar zara vermektedir, üstelik virüslerle olan hastalıklarda ise hiç mi hiç etkili olmamaktadır. Ayrıca antibiyotiklerin az dozda veya kısa süreli kullanımı ise, bakterileri tam öldürmeyip şekil değişikliği yaparak şu an varolan antibiyotiklere de direnç geliştirebilmelerine bilinmeden yol açmaktadır. O zaman bakteri güçlenme süresini geçirip, daha güçlü bir şekilde yeniden saldırıya geçerek ve bizi elimizdeki tüm kozlarımızı oynamaya zorlamaktadır.

Özet olarak;
SON ZAMANLARDA kayıt için YUVALARDA, OKULLARDA BAŞLATILAN TARAMA KÜLTÜRLERİ İLE, (ki bunun ne anlamı olduğunu hiç ANLAYAMAMIŞ BULUNUYORUM zira bu mikrop bir kültürde çıkmaz ama bir sonrakinde bulunuverir.!!)HASTALIK TANISI KONULMAZ ve tedavi yapılmaz.

UNUTMAMALIYIZ Kİ EĞER BİZ DOKTORLAR GÖNÜL RAHATLIĞI İLE ANTİBİYOTİKLERİ BOLCA VE GEREKMEDİKÇE KULLANMAMA BAŞARISINI GÖSTEREBİLİRSEK BU MİKROP DA DİĞER BAKTERİLER GİBİ ÇOĞU ZAMAN ÇOCUKLARIN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİYLE BİLE ÇOK RAHATLIKLA YOK EDİLEBİLİR. AMA BİZLER BU SABRI GÖSTERMEYİP, KULLANMANIN ŞART OLDUĞU SINIRA DAYANMADAN, HER ATEŞTE HEMEN YADA ATEŞ BİLE OLMADAN HER ÖKSÜRÜK VE BOĞAZ KIZARMASI GÖRÜNCE "anne babaları, antibiyotik vermezsek rahat ettiremeyiz" DİYE KENDİMİZE BİR DE MAZERET BULARAK HEMEN ANTİBİYOTİĞİ YAZIYORUZ. ANNE BABAYI UZUN KONUŞMA YAPIP DOĞRU BİLGİYİ VEREREK İKNA ETMEK ZAHMETİNE KATLANMIYORUZ. ÇÜNKÜ BU SABIR VE ZAMAN İSTİYOR.
OYSA BU SABRI GÖSTERSEK VE DE İKNADA BAŞARISIZ OLSAK O ZAMAN HİÇ DEĞİLSE SUÇLU OLMAYACAĞIZ.


TÜM SAYGI VE SEVGİLERİMLE..

Dr. Sema Özörnek





© 2005 www.semaozornek.com